Söküldü tırnağım yordu zindanlar Kahpe çıktı yüzüme dostça bakanlar Silin göz yaşını silin analar Şehit olduşehit bizden kapanlar
Çilelidir ceddim çile yıldırmaz Başı koltuğunda şehit aldırmaz Mekanı bilinmezmekan sorulmaz Silin göz yaşını silin analar Şehit olduşehit bizden kapanlar
Bu davada can buldu binlerce vücut Yastamı gönüllerhayramı dildeki sükut Ölmedi yaşıyor hala o bozkurt Silin göz yaşını silin analar Şehit olduşehit bizden kapanlar
Yinede yangında yürekler bir-bir Üstünü örtüyor dillerde tekbir Cennet bahçesini süsleyen kabir Silin göz yaşını silin analar
Kalbim kırık, umutlar tükenmiş, yıkılmış hayallerim, Gönlüm yasta, gözler kurumuş, boş kalmış ellerim, Sevgim hüsran, şarkılar hazin, mezar olmuş gecelerim, Çabam nafile, esirinim, hâlâ bıraktığın yerdeyim...
Sus, kimseler duymasın, Duymasın, ölürüm ha. Aymışam yarı gece, Seni bulmuşam sonra. Seni, kaburgamın altın parçası. Seni, dişlerinde elma kokusu Bir daha hangi ana doğurur bizi? Ruhum... Mısra çekiyorum haberin olsun. Çarşıların en küçük meyhanesi bu, Saçları yüzümde kardeş, çocuksu. Derimizin altında o ölüm namussuzu... Ve Ahmedin işi ilk rasgidiyor. İlktir dost elinin hançersizliği... Ağlıyor yeşil.
Rüya, bütün çektiğimiz. Rüya kahrım, rüya zindan. Nasıl da yılları buldu, Bir mısra boyu maceram... Bilmezler nasıl aradık birbirimizi, Bilmezler nasıl sevdik, İki yitik hasret, İki parça can. Çatladı yüreği çakmaktaşının, Ağıyor gökkuşaklarının serinliğinde Çağlardır boğulmuş bir su... Ağıyor yeşil.
Ben, yağmur bekleyen bir çöl gibiyim; Öylesine yangınım ki sana, Öylesine susuz... Hasret güneşi vurdukça bağrıma; Kaç serâp belirdi gövdemde, Saymadım... Kaç Mecnûn, dolaştı beni arşınlayıp da; Nice Bin Leylâ, hayâlinde peydâhlayıp da... Kaç Leylâ gördüm oysa, Aymadım... Tüketen umûdunu üzerimde, hüsrânla gitti; Vecd ile başlayan Asır'lık hülyâlar bitti... Isrârla yeni bir Leylâ bekledim, Caymadım! .. Gelmedin; kavruldu kum tânelerim, renkleri soldu... Gelmedin; vâhâlarım, böğrümden fışkıran kanla doldu... Gelmeyişin çarpı gelmeyişin kadar susuzum, Aldığım her nefes kadar yağmursuzum... Öylesine yangınım ki sana, Öylesine hasret... Ben, yağmur bekleyen bir çöl gibiyim...
*****
Ben, rüzgâr bekleyen bir kül gibiyim; Öylesine muhtâcım ki sana, Öylesine mahkûm... Hasret ateşi değdikçe bağrıma; Kaç yangın söndürdüm gövdemde, Saymadım... Kaç alev eritti sînemi deldi, Fersâh fersâh duman göğe yükseldi... Kapkara dumanlar gördüm oysa, Aymadım... Ne ümidle esti samyeli, tutuşmadı ocağım Fırtına istilâlarına, mezâr oldu kucağım... Sâdece seheryeli bekledim, Caymadım! .. Gelmedin; is bağladı, kömür oldu közlerim... Gelmedin; ağlamaktan kanla doldu gözlerim... Gelmeyişin, âşığında zehir kusan bir yara Bahtım gibi, çârem esîr, esmeyecek rüzgâra... Öylesine muhtacım ki sana, Öylesine mahkûm... Ben, rüzgâr bekleyen bir kül gibiyim...